ANASAYFA KONU ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

Facebook Twitter Sayfamız

       

facebook sayfasımız

12.SOHBET

12.SOHBET

Tarih 09 Eylül 2011, 10:49 Editör A.KARUL

SOHBET-12 ŞURA 7-10
--Osman Gazi'nin edebi
--Bu farkı herkes anlayamaz

Efendi Hazretleri 12. Sohbet
 
OSMAN GAZİ’NİN EDEBİ
Dersimizin ayeti kerimesine geçelim:
“Şehirlerin anası olan Mekke halkını ve bütün etrafındaki memleketler halkını sakındırasın ve hakkında şüphe olmayan o kıyamet gününün dehşetini haber veresin diye sana böyle arapça bir Kur’an vahyettik. O kıyamet gününde toplananlardan bir kısmı (müminler) cennettedir, bir kısmı (kâfirlerde) cehennemdedir.”

Herkese islami emirleri öğrenmesini emrediyorum. 90 yaşında olsa bile. Öyle ise bir an evvel başlanılsın. Neden? Çünkü 90 yaşındaki bir insan ilme başlayıp ölürse bu iyi niyeti ile muamele görür.

Tarikatta böyledir. Tarikata girip ölse kabirde ona: “Otur! Çalış! Mevla ile aranda olan mesafeleri bitir” denilecek.

“Mü’minin niyeti amelinden hayırlıdır.”

“Ancak her kişi için niyet ettiği vardır.” buyurmaktadır Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)

İbadetinde niyetin Allah için ise onun mükâfatını bulacaksın. Niyetin desinler için veya bir makam içinse bir karşılık bulamayacaksın.

Kur’an-ı Kerim’in vahyedilmesi Resulullah Sallallahu aleyhi ve Sellem) efendimize ve onun ümmetine ne büyük saadet ne büyük devlettir. Bu nimetlerin en büyüğüdür.

Basra karyelerinde Beni Kurayza ve Beni Nadir yahudilerine eşya taşıyan yedi kafile toplandılar. Bunların yüklerinde çeşitli kumaşlar, koku kapları, cevherler ve deniz meta’ları vardı. B u kafileleri ve bunların taşıdığı kıymetli eşyayı gören mü’minler: “Şu mallar bizim olmuş olsaydı bununla kuvvetlenir ve bunları Allah yolunda sarf ederdik.” dediler. Bunun üzerine Allah azze ve Celle ayet inzal buyurdu.

“Habibim celalim hakkı için yemin ederim ki sana seb’i mesaniyi ve Kur’an-ı azimi verdik”(Hicr suresi:87)

Seb’i Mesani’den murad Fatiha suresidir veya bütün Kur’an’dır. Öyle ise:

“Onlardan bir takımlarını faydalandırdığımız şeylere gözlerini dikme. Onlar üzerine mahzun da olma ve müminleri kanadının altına al.”(Hicr suresi:88)

O zenginler niçin bizim saflarımıza geçip müslüman olmuyorlar, dini yükseltmeye çalışmıyorlar diye üzülme. Zira biz sana Fatiha’yı ve Kur’an-ı Kerim’i yani dünya ve ahiretin en hayırlısını verdik. O Kur’an seni bana ve rıza-i şerifime kavuşturur. Bana seni sevdirir ve cennetime girdirir. Dünyada seni hakim, düşmanlarını mahkum eder.

O Kur’an-ı Kerim bizim elimizde olduğu halde bu nimete erişmiyorsak bundan ne anlaşılır? Kuran’a layık amelimiz olmadığı anlaşılır. Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir Hadis-i Şerifin de şöyle buyurur:

“Her kim Kur’an-ı Kerimle zengin olmadı ise bizden değildir.”

Yani bir kimse kendisine Kur’an-ı Kerim verildiği halde zengin olmadığına inanıyorsa o bizden değildir. Demek ki en zenginler Kur’an ehli olanlardır. Şu halde bu nimete şükredelim.

Kur’an-ı Kerim okunmazsa vay halimize, okunulup amel edilmezse yine vay halimize. Bunu bırakıp millet neyin peşinde koşuyor. İmansızların diplomasına meyl ediyorlar. Mevla bize en büyük nimetini bildiriyor. Gözümüz hala o diplomalarda. Bu hal fakir bir adama bir çuval altın verildiği halde onun gözünün bir başkasının elindeki kesede kalmasına benzer.

Başka bir surede de Kur’an-ı Kerim şöyle medh edilir;

“Gerçekten bu Kur’an, insanları en doğruya iletir ve salih ameller işleyen müminlere de kendileri için büyük bir mükâfat olduğunu müjdeler.”(İsra suresi:9)

Her şeyimiz Kur’an-ı Kerimdedir. Hoca öyle ama Kur’an-ı Kerim bana örtünmemi emrediyor, geniş uzun elbise giydiriyor, abdest aldırıyor, uykunun tatlı vaktinde kaldırıyor. Anlıyorsunuz değil mi? Bunlardan sebep sevmiyorlar. Hâlbuki onlar kabre girince bütün bu yapmadıkları şeyler için pişman olacaklar. “Şimdi vakit olsa da hepsini yapsak” diyecekler.

Altın madeni toprağın altında gizlidir. Onu bulmak için ne kadar çok meşakkatlere katlanırlar, ya Kur’an-ı Kerim için?

Birisi dedi ki; “Ölüm gelince herşey bozuluyor” doğru söyledi. Bozulacak şeyler sevilir, bozulmayacak muhkem olan Kur’an yolu sevilmez. En büyük nimet olan Kur’an-ı Kerim’e mazhar olmaya çalışalım. Elinde Kur’an’ı olan ve onunla amel eden kimsenin sırtı yere gelmez. Onu kimse yenemez.

Osmanlı Devleti Kur’an’ı Kerim ile Osmanlı Devleti oldu.

Osmanlı Devletinin kurucusu olan Osman Gazi bir gün bir yerde misafir olur. Akşam yemeğini yeyip biraz sohbet ettikten sonra yatma zamanı gelir. Ev sahibi Osman Gazi’nin yatacağı yatağını hazırlar ve “Allah rahatlık versin efendim” der kapıyı çeker çıkar. Osman Gazi yatmak için hazırlanıp tam yatacağı zaman gözüne karşısındaki duvarda asılı kur’an-ı Kerim torbası ilişir. Osman Gazi yatağa iki dizinin üzerine oturur, sabaha kadar böyle kalır.

Sabah olur ev sahibi gelir birde bakar ki yatak hiç bozulmamış. Akşam serdiği gibi duruyor. Ev sahibi Osman Gazi’ye; “Aman efendim, niçin istirahat etmediniz? Yatak benim yaptığım gibi duruyor. Yoksa bir rahatsızlık mı oldu” diye sorar?
Osman Gazi; “Hayır, bir rahatsızlık falan yok. Duvarda asılı olan Kur’an-ı Kerim’i gördüm, Kuran’ın karşısında ayağımızı uzatıp yatmak bize yakışmaz. “

Kur’an’a saygı ve hürmetle kurulan müslüman Osmanlı Devleti, asırlarca dünya saltanatını sürdürmüş bütün dünyaya ferman okumuştur.kafirlerin kalabalık olduğu, silahlarının ve vasıtalarının çok olduğu, zamanlarda da onları yendiler.

Sonra kâfirler bir araya gelip bunun sebebini araştırdılar. Birçok fikirler öne sürdüler hiç biri beğenilmedi. İngilizlerin başvekili “Çörçil” isimli melun çıktı. Cebinden bir kitap çıkardı ve “Bu nedir?” diye sordu. Kuran’dır denilince “Bizi bununla yendiler. Bundan böyle onlar ile savaşmayalım, lakin ellerinden Kur’an’ı alalım.” dedi.

SABAH GAZETESİ’NİN ÜNİVERSİTELİ MUHABİRİ

Sabah gazetesinden bir kadın bizim hakkımızda şikayette bulunmuş. Kendisine telefon edildi. “Hocadan ne istiyorsun?” diye soruldu. ”O devamlı şeriattan bahsediyor. Erkek kadın bir arada oturamaz diyor.””Hoca doğru söylüyor, Kur’an-ı Kerim’den anlatıyor” denildiğinde “1400 sene evvelki kitap okunur mu?” diye cevap vermiş. İşte üniversitelerde yetişenlerin hali bu. Allah’ın var olduğunu bilmiyorlar. Eğer aramızdaki üniversite mezunu olanlara bakacak olursanız onlar da islam ilimlerini oradan almadılar.

Üniversite mezunu bir kimseye annesi babası veya bir hoca bir şey öğretmemişse Kur’an-ı Kerim’i herhangi bir insanın yazdığı bir kitap gibi bilir. Bu şartlarda üniversite tahsili yapmanın ne kadar mahzurlu olduğunu ifade için sadece bu kâfi bir delil değil midir?

Üniversite insana din vermez insanın dine ihtiyacı olduğunu bile hissettirmez. Buna razı olmayın. Zira razı olursanız “Allah’ın kitabı, hadis, tefsir, fıkıh kalksın” demek istiyorsunuz.

Bu üniversite bizim İslam ilimlerini öğrenmemize engel oluyor mu? Oluyor, bu suç olarak yetmez mi?

Yavuz Sultan Selim camiinin yanında bulunan bina “Darül Hadis” idi. Eğer biz müslümanlar gereği gibi amel etse idik orası elimizden çıkmazdı.

Mevla Teala dersimizin ayet-i kerimesinde Habibine “Şehirlerin anası menzilinde olan Mekke halkını ve onun dört bir yanında bulunan Avrupasını, Asyasını, Amerikasını kıyamet günü ile korkutmasını emir buyurdu” Ne büyük vazife verdi Mevla Teala.

“(Ey Resulüm) Biz seni ancak bütün insanlara cenneti müjdeleyici, azabı haber verici olarak peygamber gönderdik. Fakat insanların çoğu bilmezler (bunu tasdik etmezler).” (sebe suresi:28)

“Seni de (Ey Resulüm) ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.” ( Enbiya suresi: 107)

“Elbette muhakkak o (Kur’an) âlemlerin Rabbi katından indirildi. Korkutuculardan olasın diye onu Cebrail (Aleyhisselam) ile kalbine indirdi” ( Şuara suresi:192-194)

Üniversiteye git gel, git gel nihayet bir diploma veriliyor. Onu alanda kendini bir şey zannediyor. Ne Kur’an-ı Kerimi nede bir şeyini beğeniyor. Bir ingiliz Kur’an-ı Kerim’in büyüklüğünü anlıyor da bizim üniversitelimiz anlamıyor.

Müslümanlar! Başımızın çaresine bakalım. Bunun da çaresi Kur’an ehli olmaktır.

Bir kimseye tanıdığı bir er’den mektup gelse normal bulur. Bir onbaşıdan gelse onun için daha değerli olur. Bir paşadan gelse onun üzerinde hepsinden daha fazla durur. Kur’an-ı Kerim insanların en yüksek rütbe sahiplerini yaratan Yüce Allah’tan geldi. Onun önemi buradan anlaşılmalıdır.

Bazıları sokaklarda “Hoca” olarak geziyorlar ama hiçbir şeyin şuuruna ermiş değiller.

Kur’an deyip geçmeyin. “KUR’AN” de! (söyle) ve dur.

Kâfirler milleti Kur’an-ı kerimden soğutmaya çok ehemmiyet verdiler. Öyle hale geldik ki, cebinde koskoca bir diploma yatıyor ama kendisi cehennemlik. Bir ayet-i celilede Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor:

“Elif, lam, Ra. Bu Kur’an öyle büyük bir kitaptır ki bütün insanları Rablerinin izniyle karanlıklardan aydınlığa, her şeye galip ve hamde layık olan Allah’ın yoluna çıkarman için onu sana indirdi (İbrahim suresi:1)

Yani Allah-u Teala Hazretleri bize Kur’an-ı Kerim’i indirmekle beraber en büyük devleti de vermiş oldu. Bunun en güzel misalini de Osmanlılar vermiştir.

Hâkimiyet Peygamber Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile başladı. Sınırlar gittikçe genişleyerek kuvvet ve zenginlik arttı. Bu Hazreti Ebu Bekir, Hazreti Ömer, Hazreti Osman ve Hazreti Ali (Rıdvanullahi aleyhi ecmein) ile devam etti.
BU FARKI HERKES ANLAYAMAZ
Koca Osmanlı ne ile büyüdü? Kur’an-ı Kerim ile. Osmanlı Padişahları hep arapça konuşur ve onunla uğraşırlardı. Sonra Avrupalılarla arkadaşlık ede ede, oraya tahsile gidenlerin oraları meth etmeleri ile durum değişti. Arap lisanını bıraktılar. İngilizce, Fransızca, Almanca öğrenmeye başladılar. İşte şimdikiler onların kırıntılarıdır.

Bugün Türkiye bir iç harbin içindedir. Fakat ben şöyle anlıyorum ki; şu çarşaflıların, sakallıların hürmetine Allah-u Teala acıyacakta memleketimizi kurtaracak. Onun için bunların sayısını artıralım.

Demek ki Kur’an-ı Kerim’in iniş sebebi insanların ahiret günü ile korkutulması içindir. Bu emir Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’ e olduğu gibi bütün müminleredir.

Ahiret gününün bir ismi de “Yevmüt Tegabün”Aldatma ve aldanma günüdür. O günde müslümanlar kafirleri aldatacaktır. Şöyle ki; Her insanın cennette de, cehennemde de yeri vardır. Müslüman o gün cehennemde ki yerini kafire verecek onun cennetini ise alacaktır.

Mevla Teala Sure-i İbrahim’de ne buyurmuştu; “İnsanları Rabbinin izni ile karanlıklardan aydınlığa çıkarasın diye sana bu kitabı indirdik.”

Kelime-i Şehadet getirmemek, oruç tutmamak, hacca gitmemek, gıybet etmek, yalan söylemek, ucub, kibir hep bunlar zulmettir. Zikirler, farzlar, vacipler ve sünnetler, edepler hep nurdur.

Bir Ayet-i Kerimede de Mevla Teala şöyle buyuruyor:

“(Hatırla) O günü ki mü’min erkekler ile mü’min kadınların nurları kendilerini önlerinde ve sağlarında koşuyor göreceksin. (Melekler onlara şöyle derler): ‘Bugün size müjde olsun! O cennetler ki altlarından ırmaklar akıyor; içlerinde ebedi olarak kalacaksınız’. İşte en büyük kurtuluş budur.” (Hdid suresi:12)

“O gün münafık erkeklerle münafık kadınlar, iman edenlere şöyle diyecekler:-Bize bakın, (yahut biziz bekleyin) nurunuzdan bir paça ışık alalım-. (Müminler tarafından onlara şöyle) denilecek: ‘Arkanıza (dünyaya) dönün de bir nur arayın.’ derken aralarına kapısı bulunan bir sur çekilmiştir; (mü’minler içerde kafirler ise dışarda kalmıştır). Surun içi rahmet doludur, dış yanında azap.” (Hadid suresi:13)

Bundan büyük tehlike olur mu? Evladı namaz kılmaz anne-babası birşey demez. Ne hayret edilecek şey değil mi?

Muhasebe muhakeme bittikten sonra;

“O kıyamet gününde toplananlardan bir kısmı (mü’minler) cennettedir. Bir kısmı (kâfirler) cehennemdedir.”

Bu haberlerle çelikten dağlar olsa erir. Kur’an-ı Kerim’in tesiri kalp kulağı ile dinleyenlere olur.

Kur’an-ı Kerim’in kazandırdığı devletleri nimetleri saymaya kalksak bitiremeyiz.

Dersimizin ikinci ayet-i Kerimesini okuyalım:

“Eğer Allah dileseydi, bütün insanları tek bir ümmet (dine bağlı kimseler) yapardı; fakat dilediğini rahmetine koyar. Zalimlere ise bir dost da yok, yardımcı da yok.”

“Yoksa o kâfirler Allah’dan başka yardımcılar mı edindiler? İşte Allah! Yardımcı ancak O’dur. Ölüleri O diriltir. O her şeye kadirdir.”

“(Kâfirlerle) anlaşamadığınız her hangi bir şey hakkında hüküm Allah’a aittir. İşte bu hüküm veren Allah benim Rabbim’dir. Ben ancak O’na tevekkül ettim ve yalnız O’na dönerim.”

Çarşaf giymekle manto giymek arasında ihtilaf var. Şu halde bunu Allah’a sormalı. Çünkü bunun hükmü O’na aittir.

Mü’minleri dost, kâfirleri düşman bilmeyen çarşaf ile manto arasındaki farkı ayırt edemez.
kaynak: www.mahmudelofi.com
Bu haber 2184 defa okunmustur.

Efendi Hz. Sohbetleri

Mahmud Efendi Hazretleri Sohbetleri 2.Cilt

MAHMUD USTAOSMANOĞLU EFENDİ 2.CİLT SOHBETLERİ KONU BAŞLIKLARI

Mahmud Efendi Hazretleri Sohbetleri 1.Cilt

Mahmud Efendi 1.CİLT SOHBETLERİ KONU BAŞLIKLARI
A.KARUL A.KARUL
NAMAZA BAŞLAMAK İSTİYORUM AMA ...? OKU
Meçhul Yazar Meçhul Yazar
Bir aşk hikayesi!
Taner ERDOĞAN Taner ERDOĞAN
Müstehcen NOTLAR - Kimi kandırıyoruz ?
Emrecan Er Emrecan Er
BENLİK DUYGUSU!

E-BÜLTEN ÜYELİĞİ

         

E-mail listemize adresinizi
ekleyin son eklenen 
konulardan haberdar  olun

_SAAT_

NAMAZ VAKİTLERİ

ANKET

Kuran-ı Kerim'i hangi sıklıkla okuyoruz?






Tüm Anketler

Bu sitenin içeriği titiz çalışmalar ile hazırlanmaktadır. Kaynak gösterilmesi şartı ile çoğaltılabilir.
RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapy: MyDesign Haber Sistemi