ANASAYFA KONU ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

Facebook Twitter Sayfamız

       

facebook sayfasımız

15.SOHBET

15.SOHBET

Tarih 09 Eylül 2011, 10:53 Editör A.KARUL

SOHBET-15 TEVBE 19-23
--En efdal cihad
--Kötü olursa ana....

Efendi Hazretleri 15. Sohbet
 
EN EFDAL CİHAT
İnsan çok kere kendisinin bir şey olduğunu zanneder ve kendi kendine bazı hükümlerde bulunur. Ancak insanın şahsi fikirleri bir şey ifade edemez. Daima Allah-u Teala Hazretlerinin buyurdukları doğrudur. Öyle ise Mevla Teala’nın buyurmuş olduğu işlerin amili olmaya gayret etmeliyiz ki makbul kullardan olalım. Ayet-i celileye geçmezden evvel sebebi nüzulünden bahsedelim;
Müşrikler, yahudilere; ”Biz mescidi haramı imar eder, hacıları sularız, biz mi efdaliz, yoksa Muhammed ve arkadaşlarımı efdaldir?” dediler. Yahudiler mü’minleri kötülemek için müşriklere ”siz efdalsiniz” dediler. Bunun üzerine Mevla Teala ve Tekaddes Hazretleri bu ayet-i celileyi inzal buyurdu:

”Siz (müşriklerin) hacılara su dağıtma işi Mescidi Haram’ın imarını; Allah’a ve ahiret gününe iman edip de Allah yolunda cihad eden kimsenin işi gibi mi tuttunuz? Bunlar Allah katında bir olamaz. Allah zalimler topluluğuna hidayet nasib etmez.”

Ayeti kerime den de anlaşılacağı üzere Mevla, müşrikleri sevmediğini buyuruyor, onlar ise kendilerinin en iyi insan olduğu kanaatindeler.

Şeddad bin Evs (Radıyallahu Anh) diyor ki; Resulü Ekrem (Sallallahu aleyhi ve Sellem) i ağlarken gördüm. Sebebini sual ettiğimde Resulü Ekrem şöyle buyurdu:
”Ümmetimin şirke düşmesinden korkuyorum. Gerçi onlar puta, güneşe, aya, taşa tapmazlar. Ancak amelleri ile riyakârlık yaparlar.”

Bu bahsi Mevlana Celaleddin Rumi (Kuddise Sirrahu) daha değişik bir yönüyle alıp buyuruyor ki;
”Bizim mesnevimiz teklik dükkânıdır, Tek olan Allah’dan başka her neyi arıyorsan o senin putundur”

Öyle ise müşrikleri ayıplayıp ta kendimizi tam ihlâslı tevhid dairesi içerisinde sanmayalım. İnsan bilmeyerek neler yapar, neler…

Halkın bir kısmı bizim kardeşlerimizden memnun değiller.Fakat bu, onların ahlak anlayışlarındaki farklılıktan ileri geliyor.Şöyleki; bir kişinin islamsızlığına göz yumup kusuruna bakmamak, onu öyle kabul edip uyarmamak ”ahlak” sayılıyor.Şer-i şerifi bildirmek ”çarşaf giy!, namaz kıl!” gibi emri bil maruf yapmak ”ahlaksızlık” sayılıyor.Hazreti Ömer (Radıyallahu anh) ne güzel söylemiştir;
”Benim doğru söylemem, bana dost bırakmadı”

”Ey yüce peygamber! Kâfirlere karşı silahla münafıklara delil ve huccet getirerek muharebe et…”(Tevbe 73)

İşte bu ayeti kerimenin tatbikine ahlaksızlık diyorlar. Molla Mahmud ne yapsın! Lakin hitablar sert olmamalı. Teşvik edici ve yumuşak olmalıdır. Emri bil maruf esnasında bu hal üzere olmak gerektiğine dair Mevla buyurmaktadır ki;
”Ona yumuşak söz söyleyin. Olur ki nasihat dinler, yahud korkar”(Taha 44)

Mevzumuza dönecek olursak Ayet-i kerimede de müşahede olunduğu üzere sadece Allah (Celle ala) ve ahiret gününe iman yetmiyor bir üçüncü vasıf olarak cihad etmek lazımdır.

Cihadın çeşitleri vardır. Bunların içerisinden en efdal olanı emri bil maruf nehyi anil münkerdir. Zira silah cihadı insan kaybettirir, emri bil maruf cihadı ise insan yaşatır ve dine insan kazandırır, ölü ruhları diriltir hayatı ebediyyeye kavuşur

Emri bil maruf sizin elinizde. Kuran-ı Kerim okuyor ve öğretiyorsunuz. Şeriatı muhafaza etmek şartı ile bir kişi de, iki kişi de olsa buna devam edin. Din için yaptığınız hiçbir gayret, çalışma, uğraşı size zor gelmesin. Bakın mecnun, sevgilisi Leyla ile olan muhabbetini nasıl izhar ediyor;
”Eğer Leyla aşkı uğuruna ölmeme razı oluyor ise
Leyla’nın razı olup istediği hoş geldi sefa geldi”

İnsan sevdiğinden gelen bütün istekleri hatta ölümü azrulansa onu dahi kabul ediyor. Ya Allah-u Teala ve onun habibi aşkına neler yapmak lazım gelmez ki. Allah ve Resulüne canımızı mı istiyorsunuz? Buyurun. Malımızı mı istiyorsunuz? Buyurun, demek lazım gelmez mi?

En efdal cihad, emri bil maruf nehyi anil münker idi, bu ne ile mümkün olur? İlim ile… İlmin tahsil edildiği yer de medreselerdir. Öyleyse ilim okumak, okutmak, ilim okunması için yapılan maddi ve manevi yardımlar hapsi cihad dairesi içerisine girer.

İlmin faziletini beyan eden bir ayeti kerimede Mevla Teala şöyle buyurmaktadır:

”Gerçekten biz Davud’a ve Süleyman’a bir ilim verdik ve onlar şöyle dediler:’Hamd olsun o Allah’a ki bizi mümin kullarından çoğu üzerine üstün kıldı.”(Neml 15)

Davud (Aleyhisselam) a hem diyanet, hem siyaset her iki ilim de verilmişti. Bir gün oğlu Süleyman (Aleyhisselam) ile aralarında hüküm hususunda bir durum vaki oldu şöyle ki;
Bir kimsenin koyunu geceleyin diğer bir kimsenin ekinini veya bağını basar ve harab eder. Sabahleyin koyun sahibi ile ekin sahibi münazaa eder ve muhakeme olmak üzere Hazreti Davud’un huzuruna gelirler. Hazreti Davud muhakeme neticesinde koyunun, ekin sahibinin zararına mukabil verilmesiyle hükmeder. Her iki taraf Davud (Aleyhisselam) ın huzurundan çıkınca mahkeme salonunda bulunan Süleyman (Aleyhisselam) hükmü işitir. ”Ben hükme memur olsam her iki taraf hakkına daha menfaatli şeyler ile hükmederdim.” dediğini Davud (Aleyhisselam) duyar ve oğlunu huzuruna çağırır ve daha faydalı olan hükmünden sual eder.

Hazreti Süleyman, koyunun menfaati ekin sahibine, ekin de koyun sahibine teslim olunup koyun sahibi ekini sulayıp, bekleyip eski haline getirinceye kadar ekin sahibi koyunun sütünden ve yoğurdunda faydalanıp ekin eski haline gelince koyun ve sahiplerine iade edilip, herkesin malına sahip olması şeklindeki hükmün daha faydalı olduğunu beyan eder.
Hazreti Davud da bu hükmün iki taraf hakkında faydalı olduğunu tasdik eder ve ilamını oğlunun hükmü üzere tanzim ettirir.

Allah (Celle Celaluhu) bu olayı bize Kuran-ı Kerim’de beyan ederek buyuruyor;
”Habibim!… Davut ve oğlu Süleyman (Aleyhisselam) ın vak’alarını zikret şol zamanda ki, o zaman onlar bir kavmin ekini veya bağı hakkında hükmediyorlardı. Onların hükmü şol zamandaydı ki o zamanda bir kavmin koyunları o ekini veya bağı otlamış ve ifsat etmişti. Hâlbuki biz onların hükümlerine şahittik.”(Enbiya 78)

”Biz Davut (aleyhisselam) ın hükmünden sonra meseleyi Süleyman (Aleyhisselam) a anlattık.Biz babayla oğlundan her birine hüküm ve mesaili içtihada ilim verdik”(Enbiya 79 dan)

Ey Allah’ım! Sen yücesin, kelamında yüce, dostların kıymetli, işlerin kıymetli.

Bu kadar güzellikleri ve bu güzel Kuran ilmini terket de git, yunan felsefesiyle meşgul ol, olacak iş midir bu?
ÇÜ BULDUN İLMİ KURANİ
NE LAZIM İLMİ YUNANİ

Bana bir şahsın söylediğine göre kominizmin şiddetli zamanında Rusya’da bin yüz senelik büyük bir ağacın çürümüş olan gövdesinde otuz talebe ilme çalışmış. Görüyorsunuz müslümanlar ne hallere düşmüş.
Müslümanların böyle sıkıntılı durumuna düşmelerinin sebebine işareten Mevla buyuruyor:

”Muhakkak ki Allah, bir topluma verdiği nimeti onlar, kendilerindeki iyi hali fenalığa çevirmedikçe bozmaz (bozup almaz)”(Rad 11 den)

Demek ki Mevla, bir kavme dini tahsil nimetini verir onlar da ona inanır ona muhabbet ederse bu halleri durdukça nimet değişmez. Fakat inanç küfre, muhabbet buğza dönüşüce Mevla nimetini alıyor. Türkiye’ye gelen felaketler de bundan oluyor. İslami ilimlerle hâkim, vali, kaymakam olunmayacağını iddia ediyorlar. Peki, Sultan Fatih bu ilimlerle nasıl padişah oldu. Ahirette bu dedikleri sözlerinden dolayı ve ilme değer vermediklerinden sebep çok pişman olacaklar amma faidesi olmayacak.

Dini tahsil neden elimizden alındı? Bir kimse Ruhul Beyan, Nesefi, Alusi, Hazin tefsirlerini öğrense, hadisleri, ayetleri ezberlerse onlar için bir şey ifade etmiyor, imam olmaya kıymet vermiyorlar ve ona işe yaramazsın diyorlar işte bu din bu yüzden kayboluyor, zavallı çocuklar da dinden mahrum oluyorlar.

Bizler dini tahsil etmemiz sebebi ile bir kuruş dahi kazanamayacağımızı bilsek açlıktan ölsek yine bu ilme devam edeceğiz. Allah için okuyup okutacağız.

Meymune (Radıyallahu anh) validemizden (manada) emir geldi; “Arapçayı öğrenin ve öğretin”
KÖTÜ OLURSA ANA
Gelelim dersimizin ayet-i kerimesine

“İman edenler, hicret yapanlar, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla savaşanlar, Allah katında daha büyük dereceye sahiptirler, işte bunlar, dünya ve ahiret saadetine kavuşanlardır.”

İman, itikad temelidir. Bunda yanlış olursa hiç müsamaha yoktur. Fakat ameller de hata olursa affedilebilir. Bir insanın itikadında bozukluk varsa hiçbir işinde hayır yoktur. Her bir mü’minin itikadının ehl-i sünnet vel cemaat mezhebine uygun olması lazımdır. Çünkü itikadda en doğruyu Ehl-i sünnet vel cemaat mezhebi bulmuşlardır. Bunlar, Nesfi, Sevadü’l Azam, Şerhi makasıd gibi muteber akaid kitaplarında yazılıdır.

Bu işe: (elif, be’den) (nasara, yensuru’dan) yani Kur’an-ı Kerim’i tecvid ile okumak ve “Sarf ve Nahiv” ilimleriyle başlanır. Siz ne bahtiyar kişilersiniz ki bu yolda gitmeye çalışıyorsunuz, emek veriyorsunuz.

Ayet-i Kerimede imandan sonra ikinci övülen vasıf “Hicret” idi. Bunun Allah katındaki ehemmiyeti beyan eden başka bir ayet-i Kerimeye bakalım;

“(Mekke’den hicret vacip olduğu zaman oradan hicret etmeyip küfür diyarında kalıp) nefislerine zulmettikleri halde, melekler canlarını aldığı kimselere (azarlama kasdı ile) şöyle derler: “Ne işte idiniz?” onlar:”Biz Mekke’de zayıf kimselerdendik hicret etmekten aciz idik” derler. Melekler de: “Allah’ın arzı geniş değil mi idi? Sizde oraya hicret edeydiniz ya!” derler. İşte onların yeri cehennemdir. O, ne kötü bir dönüş yeridir!” (Nisa suresi:97)

“Erkek, kadın ve çocuklardan gücü yetmeyen biçarelerle hicret için yol bulamayanlar müstesna (onlar cehennemlik değildir)” (Nisa suresi:98)

“Çünkü Allah’ın bunlardan o günahı affetmesi umulur. Allah çok affedici, çok bağışlayıcıdır.” (Nisa suresi:99)

“Her kim Allah yolunda hicret ederse, yeryüzünde gidecek çok yer ve genişlik bulur. Kim Allah’a ve Resulüne itaatte hicret ederek evinden çıkarda sonra ölüm kendisine yetişirse, onun ecri (mükâfatı) gerçekten Allah’a aittir. Allah çok bağışlayıcı, çok esirgeyicidir.” (Nisa suresi:100)

Lazım olduğu zaman da hicret etmenin önemini gördünüz mü? Böyle bir muhacirliği yapmayana ne kadar tehditler var. Neden bu kadar gerekli oldu? Çünkü dinsizlerin arasında insan din-iman koruyamıyor. İnsan dinini nerede muhafaza edebiliyorsa orada kalmalıdır.

İnsan yerleştiği yeri güzel bulup burası havadar, meyveleri bol, arkadaşları iyi ben onlardan ayrılamam diye düşünüp hicret etmezse o zaman Din-i mübin-i islam’ın zail olmasına razı oldu demektir.

Bulgaristan’da neler olmadı ki, camiler yıkıldı, isimler değiştirildi, erkek çocuklarına sünnet olma kaldırıldı daha ne hakaretler yapıldı. İşte bu şartlarda Hicret edilebilir.

Dersimizin ayet-i kerimesinde de bu üçüncü vasıf olarak “Allah yolunda cihad” diye zikrolunmuştu. İşte bu cihad varya; Cihad-ı Ekber ve Cihad-ı Asgar olamk üzere ikiye ayrılır ki; Yunan, bulgar gibi düşmanlarla yapılan cihada “Cihad-ı Asgar” (küçük savaş) insanın kendi nefsi ile olan mücadelesine de “Cihad-ı Ekber” (büyük savaş) denir.

Cihadı Allah rızası için yapmalıdır. Niyette hiçbir ivez, garaz bulunmamalı. Zira bir Hadis-i Şerif de Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve Sellem) buyuruyor ki: “Kıyamet gününde bir kimse getirilir. Ona; dünyada ne ibadet yaptın? diye sorulur.
(Cevap verip) der ki: “Hak Teala yoluna canımı feda ettim, harpte şehid oldum. Hak Teala buyurur ki: Yalan söylüyorsun, sana kahraman desinler diye savaştın ve onu da dediler buyurur. Ve onun (alacağı bir mükâfat kalmadığından) cehenneme atılması emrolunur.”

Bütün ibadet ve muamelatımızda niyetin halis olamsı için çok dikkat edilmelidir.

Dersimizin ayetlerine devam edelim:
“Rableri onlara, kendinden bir rahmet ve rıza ile, içinde tükenmez nimetler bulunan cennetleri müjdeler.”

Allah-u Teala ve Tekaddes Hazretlerinin müjdesine nail olmanın çaresi iman, hicret ve fisebilillah cihattır. Ne mutlu bunu becerenlere.

Rızaullah bütün saadetlerin fevkindedir. O cennetler ki göz görmedik, kulak işitmedik, hatıra hayale gelmedik nimetlerle dolu fakat hepsini unutturacak bi nimet var o da cennette Mevla’nın cemalini müşahede etmektir.

(Ders ayeti)
“Onlar cennetler de ebedi olarak kalıcıdırlar. Muhakkak ki en büyük mükafat Allah katındandır.”

Dolma bahçe sarayı bizim olsa yemeklerimiz pişirilse, özel hizmetlerimiz görülse bizim yine hatırımızda olur ki bir gün muhakkak ölüm gelecek.

Surur, sevinç içerisinde bulunan kişinin en büyük gamı (kederi) bütün onlardan ayrılacağını bilmesidir.

Cennette ise ayrılık, ölüm, kötü söz, aşırı soğuk, aşırı sıcak yoktur.

Allah-u Teala ve Tekaddes Hazretleri, mü’minlerle kâfirlerin müsavi olmayacağını ve mü’minler arasında büyük derece farkları olduğunu taat eden kimseler için Allah’ın indinde büyük ecirler bulunduğunu beyan ettikten sonra, mü’minlerin kâfir ana ve babalarını veli ittihaz etmemeleri hususunda bazı hükümleri beyan etmek üzere buyuruyor ki;

“Ey o iman edenler!… İman üzerine küfre muhabbet eden babalarınızı ve kardeşlerinizi veliler tutmayın. Sizden bir kimse onlara dönerse işte ancak zalimler onlardır.”

Anan, baban, kardeşin veya yakınların küfrü iman üzerine tercih ediyorlarsa onları dost edinmemelidir. Ancak ana-babanın zaruri ihtiyaçları olursa giderilir lakin onlar sevilmez. Nitekim buna dair Mevla buyuruyor;

“Bununla beraber ana-baban bilmediğin (putlardan ve şirkten ibaret) bir şeyi bana ortak koşman için seni zorlarsa, bu takdirde kendilerine itaat etme. Onlara, dünyada iyi bir şekilde sahiplik et ve bana yönelenin (mü’min kimsenin) yolunu tut. Sonra dönüp bana geleceksiniz de, ben size yaptıklarınızı haber vereceğim.” (Lokman suresi:15)

Ne hain ana babalar var. Bugün kaç kişiden telefon geldi. Gençler diyorlar ki: “Dini ilimleri okumak istiyoruz fakat anamız, babamız bırakmıyor.” Anne baba razı olmayınca çocuk da: (ferra, yefirru, firaren) sigasını uyguluyor. Yani kaçıp gidiyor.

Hayırsız evlad anne-babanın ehli (yakın akrabası) olmadığı gibi, hayırsız ana-babada hayırlı evladın ehli olmuyor.

Bazı ana-babalar islamı tam tatbik etmeye çalışan çocuklarının aklından şüphelenip Bakırköy’e götürmeye dahi yeltenebiliyorlar. Bu neden oluyor? Kişilerin imanı kolaylıkla paslanır demirin paslandığı gibi ki onun cilası zikretmektir. Bir kere Allah dedin imanın tazelendi bir daha dedin daha fazla tazelendi. Peki ya denmezse denmediği müddetçe kalbi paslanır ve kişiyi evladı zikrediyor diye Bakırköy’e götürmeye kadar katılaştırır.

Eyvah! İnsan ne yapması gerekirken nereye gidiyor.

İlim tahsile müsade edilmeyen bir çocuğun hali ne olacaktır alaca dana gibi yatacak mıdır?

KÖTÜ OLURSA ANA
ONUN EVLADI OLUR ALACA DANA
KORKARIM CEHENNEMDE YANA
kaynak: www.mahmudelofi.com
Bu haber 2118 defa okunmustur.

Efendi Hz. Sohbetleri

Mahmud Efendi Hazretleri Sohbetleri 2.Cilt

MAHMUD USTAOSMANOĞLU EFENDİ 2.CİLT SOHBETLERİ KONU BAŞLIKLARI

Mahmud Efendi Hazretleri Sohbetleri 1.Cilt

Mahmud Efendi 1.CİLT SOHBETLERİ KONU BAŞLIKLARI
A.KARUL A.KARUL
NAMAZA BAŞLAMAK İSTİYORUM AMA ...? OKU
Meçhul Yazar Meçhul Yazar
Bir aşk hikayesi!
Taner ERDOĞAN Taner ERDOĞAN
Müstehcen NOTLAR - Kimi kandırıyoruz ?
Emrecan Er Emrecan Er
BENLİK DUYGUSU!

E-BÜLTEN ÜYELİĞİ

         

E-mail listemize adresinizi
ekleyin son eklenen 
konulardan haberdar  olun

_SAAT_

NAMAZ VAKİTLERİ

ANKET

Kuran-ı Kerim'i hangi sıklıkla okuyoruz?






Tüm Anketler

Bu sitenin içeriği titiz çalışmalar ile hazırlanmaktadır. Kaynak gösterilmesi şartı ile çoğaltılabilir.
RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapy: MyDesign Haber Sistemi