ANASAYFA KONU ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

Facebook Twitter Sayfamız

       

facebook sayfasımız

Varlık Yokluk ve Ispat - Çelişme

Taner ERDOĞAN

28 Temmuz 2011, 19:49

Taner ERDOĞAN

    
     Çelişmezlik – Varlık Yokluk ve Ispat
 
     Çelişme, kelime anlamı olarak “Varlığı gerçekleştiren karşıtlığın geliştirici devinimi”dir. Kısaca birbirini olumsuzlayan iki kavram çelişkiyi ortaya çıkarır. “İkisinin birden yanlış yada ikisinin birden doğru olmadığı” mantıksal bir çıkarımdır.
 
     Örneğin; “Aytaç akıldır.” Ve “Aytaç akıllı değildir.” İşte bu iki cümle , söz konusu Aytaç için çelişkidir. Soyut düşünme alanımızda Mantıksal çelişme, somut düşünce alanımızda ise eytişimsel çelişme kavramları devreye girer. Vs vs vs .
 
    
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *
 
    Aslında sorular standart. İnançlar fikirler. Ve bunların çelişmesi. Çelişme otomatikmen çatışmayı ortaya çıkarır. Çatışma ise zihinsel faaliyetleri çoğaltır. Ve egonun tuzağına düşülmüş olur. Bir tür faaliyet meraklılığı, hayranlıklar, trübünden kendini seyretme imkanı ve beraberinde gelen takdirler tenkitler ve artık geliştiğini sanarken yontulmaya başlarsın.
 
     Fikirlerle inançlarla dolusundur ama aslında çöplükten farksız hale gelirsin. Devamlı tedirgin, şüpheci bir kişilik ortaya çıkar. Ve o kişilik sen olmazsın. Başkalarının fikirlerine ve inançlarına sürtünerek şekillenmişsindir. Artık kendine dair doğruların olur. Ve kendine göre yanlışların. Bir bakarsınki bukalemun gibi olmuşsun.
 
     Hayranlık duyduğun kişiliklerden çok fikirlerine hayranlık duyduğun kişiler çoğalmaya başlamıştır. Ve nihayetinde; doğanın, “güçlü olan güçsüzü yer” kuralı senin içinde geçerli olmaya başlar. Bunun asla farkında olamazsın. Olamazsın çünkü; senin fikrinin üstüne çıkan her anlayışın rengine boyanmış görürsün kendini. Bir tür çatışmanın içine girersin.
 
      Çelişmelerle meşguliyet çatışmayla meşguliyeti beraberinde getirir ve sen çatışmayla hayatını sonlandırırsın. “yanlış tektir ve doğruda tektir. O halde bana göre yanlışa ne tür bir doğruyla müdahale etmeliyim?” sancısı, aslında “insanlara yardım isteği” gibi gözükür.
 
      Ego bunu bu şekilde sunar. Aslında arka plandaki gerçek ise; içindeki şüpheleri dışarıdaki insanlarda seyretmek ve içindeki şüpheleri, dışarıdaki “insanlara yardım” adı altında susturmak için ve aslında insanlara değil kendisine cevap bulmak için oynadığı bir oyunudur egonun. Bu oyun “fikri mücadele” adı altında sürerde gider.
 
     Aslında bu insanın kendisiyle olan sonucu belli bir savaştan başka bi şey değildir. “Işık ışıktır görene. Işıktan Köre ne ?” der Rahmetli Bayram hocamız. Bir ayeti Kerimede ; Bakara suresi 18. ayet: Onlar sağırlar, dilsizler ve körlerdir. Bu sebeple onlar geri dönemezler.
 
     Gözleri görmeyene ışığı ıspat etmek için ne yapmalısın ? yada kulakları sağır olana sesi nasıl ıspat edebilirsin ? edemezsin. Görmesi lazımki ışığı ıspat edebilesin vs. “inanmanın ödülü inandığının gösterilmesidir.” Buyurur büyüklerimiz. Ne demek isterler ? hakikat ıspat edilemezki ? hakikatin ıspata ihtiyacı yok. Yanı sıra hakikat madde alemine ait akıl- fikirle anlaşılacak bir fikir değildir. Diğer yandan ıspatı edilen bi şey “inanılan şey” olmaktan çıkar.
 
      Ispat edilen bir şey, “bilinmiş bir şey” olur. Akaidde Allah cc ile alakalı en önemli düsturlardan biri; “bilinemez, bulunamaz” oluşudur. Varlığının aklen ıspatı mümkündür ama ;
 
 
     üsteki konuda açıklandığı üzere, aklen ıspatlanacak konular ise sadece inanılmasını gerektirecek kadardır. İnsan vicdanı zaten Tanrı ya inanır. Bu yaratılıştan olan bir olgudur. Adına “tabiat” denir. Adına “büyük akıl” denir. Adına “enerji” denir. Denirde denir. Ama sonuçta her ne denirse densin içerideki ihtiyacın ego tarafından zihne sunulduğu şekilde ortaya çıkar.
 
     Bu zihne ego tarafından sunulan her ne varsa dışarıdan elde edilmiş meteryallerdir. Dolayısıyla ne kadar bilirsen bil ve ne kadar anlatabilirsen anlat, tüm anlattığın karşı tarafın anlayışından öteye geçmeyecektir. Ve yine yukarıdaki linkte bahsedildiği üzere, hr ne kadar anlatırsan anlat anlattığın inanılması gereken değildir. İşte bu noktada “daha iyi ıspat” için yapılan her mücadele; yukarıda bahsettiğimiz üzere kandırmacadan başka bi şey değildir. Çünkü samimi olunduğu an Allah cc tarafından hidayet ikramdır. Hibedir. Ve bu hidayetinde kişilerin çırpınışlarıyla ilgisi yoktur.
 
     Sen hakikat nurunu kalbinde elde ettiysen; “insan’a bilmediğini ta’lim etti”. Alak süresi sırrına erdiysen, hakikatı cümlelerden çok sevgi ve muhabbetle merkezden tam kalbinden yansıtabiliyorsan , kişiyi ve yaptığı işi ayırd edebililiyorsan söylemek ve haberdar etmek yeterlidir. Ispat insanın egosunun kendisine olan tuzağıdır.
 
     Farklı bir makalede “emri bil maruf nehyi anil münker” konusunda inşallah degileneceğiz. "Gerçek şu ki, sen sevdiğini hidayete erdiremezsin. Ancak Allah, dilediğini hidayete erdirir. O hidayete erecek olanları daha iyi bilir." (Kasas: 28/56) Son olarak kişi; eksantrik bir haldeyken yani merkez dışı bir haldeyken yaşamadığını ( hissetmediğini, görür gibi olmadığını ) anlatamaz. Yani kişi doğduğu an annesi tafarından batıya. Babası tarafından doğuya, birileri tarafından güneydoğuya güneybatıya kuzeye güneye derken ; Güneyden kuzeye, kuzeyden güneye, batıdan doğuya ve doğudan batıya sıkıştırılarak çevrenin istediği ve etiketlediği bir yerde olmak durumundadır. Kendisi için merkez olarak düşündüğü tüm hayaller ütopyadan ibarettir.
 
     Her yönden itilmekle , yontulmakla kendiliğinden oluşan merkez kendine ait merkez değildir. Ve sen bu itme kakmalarından arasında merkezini arar durursun. Ego böyle oluşur. Kişinin aramak adına kendisinden kaçışıdır. Ve her yönden itilen bir insan her an bir beklentiyle yaşar. Halbuki beklenti ise; “şimdi” den uzak bir yaşantıdır. Ümit beklenti ve arzu doğurur.
 
    Ve bunlar ise gerçekleşmediğinden dolayı hayal kırıklığını oluşturur ve hayal kırıklığıda acıyı oluşturur. Aslında “acı”; kişinin “şimdi” den uzaklaşmasıdır. Allah cc ise ne gelecektedir. Nede geçmişte. Allah cc “şimdi” dedir. Fakat ego geçmişi sırtına yükler. Geçmişin yükü “şimdi” nin farkındalığından uzaklaştırır. Ve geleceğe bakan insan, acı çekmeye ve hakikate asla ulaşamamaya mahkum olur.
Bu yazy 2136 defa okunmuştur.
A.KARUL A.KARUL
NAMAZA BAŞLAMAK İSTİYORUM AMA ...? OKU
Meçhul Yazar Meçhul Yazar
Bir aşk hikayesi!
Taner ERDOĞAN Taner ERDOĞAN
Müstehcen NOTLAR - Kimi kandırıyoruz ?
Emrecan Er Emrecan Er
BENLİK DUYGUSU!

E-BÜLTEN ÜYELİĞİ

         

E-mail listemize adresinizi
ekleyin son eklenen 
konulardan haberdar  olun

_SAAT_

NAMAZ VAKİTLERİ

ANKET

Kuran-ı Kerim'i hangi sıklıkla okuyoruz?






Tüm Anketler

Bu sitenin içeriği titiz çalışmalar ile hazırlanmaktadır. Kaynak gösterilmesi şartı ile çoğaltılabilir.
RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapy: MyDesign Haber Sistemi